Anasayfa
Münir… Müniristan… Münirİstanbul
“Eski Boğaziçi vapurlarında yolculuklarımız sırasında iki mühim sanatkârın sesinden müzik dinletilirdi; Tina Rossi ve Münir Nureddin. Tina Rossi’nin müziğine ve sesine kim ne kusur bulabilir? Tek kelimeyle hârikulâde idi… Ama, ‘Boğaziçi’ne en yaraşanı hangisiydi?’ diye sorarsanız; elbette ki Münir!.. O, zaten bizatihi Boğaziçi idi, İstanbul’du!” (Münevver Ayaşlı)
Onlarsız İstanbul'un düşünülemeyeceği birçok kişiden ve kavramdan söz etmek mümkün; Klasik Türk Müziği ve Münir Nurettin Selçuk başta gelenlerden ikisi... Münir Nurettin, onun müziği ve İstanbul, bir içiçe geçmişliğin ifadesi...
Ülkemizin önde gelen müzik adamlarından biri olan Timur Selçuk, Vakfımız tarafından projelendirilen ‘Münirİstanbul’ ile, sadece müzik yolculuğundaki bir öncüsü değil, aynı zamanda babası olan Münir Nurettin'in İstanbul siluetine nadide bir tül perde gibi serdiği müziği, her açıdan yetkin müzik kimliğiyle ve ‘klasik olan’a derin saygısından ödün vermeksizin çağdaş bir çerçevede yeniden yarattı.
İstanbul’u, kadim bir zevkin tarihten günümüze doğru süzülen duyarlı terazisiyle terennüm eden Münir Nurettin şarkıları, Timur Selçuk’un yönetimindeki senfonik orkestra, Türk Müziği korosu ve Türk Müziği sazlarından oluşan yaklaşık 100 kişilik bir ekibe ek olarak günümüz Türk Müziği dünyasının önde gelen dört solistinin katılımıyla seslendirildi ve İstanbul’un hafızasına silinmesi zor bir iz daha armağan edildi.
30 Mayıs akşamı saat 20.00’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda verilen konser, büyük ilgi gördü ve CRR Konser Salonu, tarihinin en kalabalık dinleyici kitlesine seslenen konserlerinden birine sahne oldu.
ALİ UFKÎ 400 YAŞINDA
Türk Musikisi Vakfı, “2010 Ali Ufkî Yılı” başlıklı projesinde, İstanbul müzik dünyasının en önemli mimarlarından biri ve asıl adı Albert Bobowski olan Ali Ufkî’nin 400. doğum yıldönümüne anlamlı bir armağan sunuyor.
Aslen bir Leh (Polonyalı) olan ve genç yaşında girdiği Osmanlı sarayında önemli siyasi görevlerde bulunan Ali Ufkî, derin kültürel birikimi içinde geniş bir yer kaplayan “müzik adamı” özelliğiyle, Klasik Türk Müziği’nin orijinal kaynakları arasına giren önemli eserlere imza attı. Yaşadığı dönemin günlük müzik hayatında nota kullanılmadığı halde, döneminin İstanbul’undaki müzikleri notaya alarak korunmasını ve günümüze aktarılmasını sağladı. Ali Ufkî’nin aktardığı müzikler, döneminin müziğini birebir yansıttığı için, Klasik Türk Müziği’nin sözlü biçimde aktarılan genel repertuvarından ayrı ve doğrudan “otantik” özellik taşıyor.
Bu önemli müzik adamının aktardığı büyük zenginliği keşif çalışmaları üzerine yoğunlaşan Fikret Karakaya’nın önderliğindeki Bezmârâ topluluğu, Fransa devletinin desteğiyle, bugün artık çoğu kullanılmayan ve örneği günümüze ulaşmayan çalgıları, eski elyazmalarındaki resimlerinden ve tariflerinden yola çıkarak yeniden yaptırdı. Bu çalgıların temel teşkil ettiği Bezmârâ topluluğu, Fikret Karakaya’nın yönetiminde, “Ali Ufkî uzmanlığına” ulaşan bir müzik varlığı ortaya koydu. Topluluk, yurtiçinde ve yurtdışında verdiği sayısız konserin yanısıra yayımladığı çok sayıda CD ile yerli ve yabancı müzik çevrelerinde önemli bir yer edindi.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Türk Musikisi Vakfı’nın bu önemli projesini kabul ederek, 2010’u “Ali Ufkî Yılı” ilân etti. Projeyle, 2010 yılı boyunca İstanbul’un çeşitli tarihi mekânlarında her ay bir tane olmak üzere toplam 12 konser verilerek, Ali Ufkî’nin kültürümüze kazandırdığı hazine gündeme getirilmiş olacak.
Projenin Ocak, Şubat, Mart ve Nisan basamakları, Yıldız Şale Köşkü Manej Salonu, İTÜ Maçka yerleşkesi, Beyoğlu Muammer Karaca Tiyatrosu ve Galatasaray Lisesi’nde gerçekleştirilen konferans, uluslararası sempozyum ve konserlerle gerçekleştirilmişti. Projenin beşinci etkinliği ise 30 Mayıs akşamı saat 20.00’de, Beyoğlu İstiklal Caddesi 131 numaradaki Atlas pasajı’nın 2. katında; yani İstanbul 2010 AKB Ajansı’nda yapılacak konserden oluşuyor.
Girişin serbest olacağı konserde, Ali Ufkî’nin ses ve saz repertuvarından önemli örnekler dinletilmeden önce Fikret Karakaya tarafından “Ali Ufkî’nin müziği” üzerine bir tanıtım konuşması yapılacak.
Vakfimizin diger ISTANBUL 2010 Projeleri:
İSTANBUL MİMARİSİNİN MÜZİĞİ
İstanbul’un siluetini oluşturan mimariye paralel bir müziğin varlığı kuşkusuz. İçinden geçtiği dönemlerde değişik renklere ve tatlara bürünen bir müzik dünyası sözkonusu. Değişim, mimari çizgilere yansıdığı gibi, müziğin ses atmosferini de aynı derecede etkiliyor. Bir müzik, ait olduğu dönemin mimari atmosferinde seslendirilip dinlenince, o bütünlüğü izleyebilmek kolaylaşıyor.
Türk Musikisi Vakfı’nın projesinde, İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, İstanbul’un 9 mekânında dönem müzikleri yaparak İstanbul’da zaman/mekân/müzik ilişkisini kurmayı amaçlıyor.
Projeyi oluşturan 9 konserin mekânları, İstanbul şehir kültürünün hafızası diye nitelenebilecek binalar. Kimi, müzik tarihimizin en köklü dönüşümlerine sahne olmuş, kimi bu dönüşümlerin mimarlarına mekân teşkil etmiş yapılar… Cumhuriyet dönemi bestecileri İstanbul Radyosu’nda; Hacı Ârif Bey Dolmabahçe Sarayı’nda; Zekâi Dede Tarihi Feshane İdari Binası’nda; III. Selim Sepetçiler Kasrı’nda; Önceki Avrupa Kültür Başkentleri’nin ve İstanbul’un şarkıları Arkeoloji Müzesi’nde; Tanburi Cemil Bey Şale Köşkü’nde; Dede Efendi Yenikapı Mevlevihanesi’nde; Itrî Süleymaniye Külliyesi’nde ve Ermeni bestekârlarımız Taksim Ermeni Katolik Kilisesi’nde anılacaklar.
Projenin 9 adımı içinde en çarpıcı olanlardan biri olan konser, mimari/müzik ilişkisine şehir/müzik açılımını, Avrupa şehirleri boyutuna taşıyarak sağlaması açısından önemli. Ünlü Madrigal koro Amarcord, Arkeoloji Müzesi’nde İstanbul Devlet Korosu ile birlikte sahne alarak, dünyada şarkılara en çok konu olan İstanbul’u ve Avrupa Kültür Başkentlerinin “Şehir-Müzik-Besteci” ilişkisini ortaya koyan bir repertuvarı seslendirilecek.
İstanbul Çevresi Alan Araştırmaları
Cumhuriyet Türkiyesinin ilk yıllarında, dönemin Milli Eğitim Bakanlığı adına Ankara Devlet Konservatuvarı tarafından koordine edilerek İstanbul Valiliği ve Halkevleri’nin kontrolünde, İstanbul için büyük bir proje hayata geçirildi: “İstanbul Çevresi Alan Araştırmaları [1936/1951] Türküler / Halk Raksları/Sportif Oyunlar”.
Döneminin en ünlü folklorcu-müzikologlarından Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen tarafından gerçekleştirilen bu müthiş çalışmanın sonuçları tozlu raflarda kaldı ve günümüze kadar yayınlanmadı. Bu hazine niteliğindeki çalışma, şimdi İstanbul 2010 etkinlikleri kapsamında, Türk Musikisi Vakfı ve Süleyman Şenel’in projesiyle günışığına çıkıyor.
Alan araştırmalarına ait anketlerin ve raporların sonuçları, derlenen türkülerin ses kayıtları ve orijinal ses kayıtlarından dikte edilerek notaya alınan “bilinmeyen” İstanbul türküleri…
Verileri, geniş bilimsel açıklamalarla geleceğe bırakacak bu kültür hazinesine ait etkinlikler, yaklaşık 450’şer sayfalık iki kitap; alan araştırmaları sırasında banda alınmış orijinal ses kayıtlarından oluşan CD ve çalışmalar sırasında derlenmiş, bugün bilinmeyen 65 kadar İstanbul türküsü arasından seçilmiş bir repertuvardan oluşan konseri içeriyor.
Dârülelhan Külliyatı
Türk Müziği’nin en önemli kaynaklarından biri olan “Dârüelhan Külliyatı”nın, bugünkü nota sistemine dönüştürülmüş ekiyle tıpkıbasımı ve günümüze kadar topluca yapılmamış olan seslendirmelerini içeren 4 DVD’den oluşan proje, hem müzikoloji açısından, hem de müziğe yönelik toplumsal ilgi açısından önem taşıyor.
Türk Müziği’nin erken, klasik ve romantik dönemlerine ait şâheserlerinin yer aldığı külliyat, yayımlandığı devirde çok önemsendiği gibi, bugün için de özellikle Avrupalı ve Amerikalı müzikologların ve etnomüzikologların ilgi alanında yer alan, “bir imparatorluğun süzgecinden geçmiş dünya müziği” olarak nitelendirilen Klasik Türk Müziği’nin 15. ve 19.yy’lar arasındaki en önemli eserlerinin tesbit edildiği bir kaynak olması sebebiyle günümüzde daha da önem kazanıyor.
Külliyatın, üzerinde titizlikle çalışılması ve korunması gereken çok önemli bir kültürel değer olma özelliği, her geçen günle biraz daha artıyor. Yerli ve yabancı müzik çevrelerine ve müzikseverlere pratik kullanım kolaylığı ve ulaşılabilirliği sağlamak amacıyla basılı ve sesli belge olarak hazırlanıp yayınlanmasının, kültürel, sanatsal ve ulusal mirasın doğru biçimde değerlendirilmesi açılarından günümüz kültür ve sanat çevrelerine yüklediği zorunluluk gözönüne alındığında, Türk Müziği’nin bu temel kaynağının İstanbul 2010 etkinlikleri kapsamında günışığına çıkarılması daha da anlam kazanıyor.
Proje, Türk Musikisi Vakfı ile Doğan Dikmen tarafından hazırlandı.
Türk – Japon Davulları İstanbul Buluşması
Türk Musikisi Vakfı ile Cumhur Tulay’ın ortak projesi, “davul” sembolünün Türk kültürü için önemi ve “müziğin ritmi, gerçekte doğrudan doğruya hayatın ritmidir” anafikri üzerine oluşturuldu. Davul, devleti sembolize ediş özelliğiyle Türkler için bir tür kutsallığa sahip. Davulun, sadece askeri ve siyasi tarihte değil, Türk kültür ve müzik tarihinde de önemli bir yerinin bulunması; temsil ettiği ulusal karakteristik çizgilerin, “uzak komşu/yakın dost” Japonlar için de hemen hemen aynı anlamı ifade etmesi, ilgi çekici bir kültürel benzeşmenin ifadesi.
Türkler ve Japonlar için özel bir anlamı olan “davul”, coğrafya olarak birbirinden uzak olmalarına karşın, insani ve kültürel alanda pek yakın özellikler gösteren Türk ve Japon kültürlerini, “İstanbul” ortak paydasında buluşturuyor. Mehter ve Japon davulları birlikte, İstanbul’un nabız seslerini, ritmin evrensel gücüyle duyuracaklar ve tarihten bu yana İstanbul için yapılmış şarkıları yeni bir üslup ve çarpıcı bir anlayış içinde icra edecekler.
İstanbul’un simgelerinden olan meşhur anayol İstiklâl Caddesi’ni, Tünel’den Taksim’e kadar renkli bir gösteriyle geçit resmi yapacak olan Türk ve Japon davulcular, birçoklarınca “dünyanın merkezi” veya “İstanbul’un orta yeri” denilen Taksim Meydanı’nda verecekleri açıkhava konserine ek olarak İstanbul’un çeşitli bölgelerinde ve alanlarında da gösteriler yapacaklar.




